Selamlar herkese,
Forumda o kadar çok kişinin mülakat deneyimini, heyecanını ve stresini okudum ki, bir gün kendi hikayemi bu şekilde uzun uzun yazmak nasip olur mu diye düşünüyordum. Sonunda o gün geldi. Bizim sürecimiz standart bir “gittik, belgeleri verdik, vizemizi aldık” hikayesi değil. İki ayrı mülakat, dosyayı ülkeden ülkeye taşıma stresi, unutulan evrak krizleri, aylarca süren 221(g) belirsizliği, mahkeme süreçleri ve en sonunda gişede memuru deyim yerindeyse “evrak yağmuruna” tuttuğumuz tam bir maratondu.
Özellikle sürecin başlarında olanlara veya AP (İdari İşlem) karanlığında bekleyenlere umut ve taktik olması için her şeyi en ince ayrıntısına kadar anlatmak istiyorum.
Kısa Özet:
-
Case Number: 2026EU533*
-
Süreç: Taşkent -> Ankara -> 221(g) -> Saito Davası -> ISSUED!
-
CEAC Geçmişi: 18 Şubat (Refused) -> 18 Eylül (Refused) -> 23 Eylül (Ready) -> 24 Eylül (AP) -> 25 Eylül (Issued)
1. DS-260, Büyük Strateji Hatası (Taşkent-Ankara) ve Hazırlıklar
Sonuçları öğrendiğimizde EU533* gibi gerçekten çok düşük ve harika bir case numarasına sahiptik. Süreci hiç vakit kaybetmeden başlattık ve DS-260 formumuzu hızla doldurup onayladık. Ama asıl stres burada başladı.
Geçmiş forum tecrübelerini okuyup, 2025 sürecinde Ankara’nın ne kadar yavaş çalıştığını görünce “Ankara’da beklersek bu numarayla bile sıra gelmez” diye düşündük. Taşkent’te oturma iznimiz de olduğu için dosyamızı Taşkent’e aldırmaya karar verdik. Fakat şans bu ya, bizim Taşkent’e aldırdığımız dönemde Ankara bir anda gaza bastı ve daha Aralık ayına kadar 7500’lere kadar randevu dağıttı! Taşkent ise 2580’lerde kaplumbağa hızında ilerliyordu. Sürecin tamamen tehlikeye girdiğini fark edince büyük bir panikle dosyamızı tekrar Ankara’ya taşıdık. Tam her şey yoluna girecek derken, bildiğiniz o Aralık ayındaki Green Card durdurma kararı geldi ve elimiz kolumuz bağlandı. EU533* gibi bir numarayla çok erkenden vize almamız gerekirken ilk etapta takılmamızın ana sebebi bu Taşkent-Ankara gitgelleri ve durdurma kararıydı.
Evrak aşamasında ise kendimizce çok titizdik. Pasaportlar, diplomalar, evlilik cüzdanı, tam vukuatlı nüfus kayıtları… Geçmişte 6 aydan uzun süre kaldığımız diğer tüm ülkelerden apostilli ve noter tasdikli adli sicil belgelerini bile tek tek toplamıştık. Açıkçası, Green Card mülakatlarının eskiden en rahat geçen ABD vize türü olduğunu duyduğumuz için genel olarak standart bir hazırlıkla yetinmiştik.
2. İlk Mülakat Krizleri ve 221(g) Şoku (18 Şubat 2026)
14 Şubat’ta Unganlar’da ilk sağlık raporu işini sorunsuz hallettik. 18 Şubat sabahı 07:30’daki mülakatımız için yarım saat önceden elçiliğin önündeydik. Aracımızı hemen yan taraftaki park alanına bıraktık, tüm elektronik eşyaları (telefon, saat vb.) arabada kilitledik. Yanımızda sadece evrak dosyalarımız ve araba anahtarı vardı.
İlk ana girişte ayakkabılarımıza kadar çıkarıldığımız çok sıkı bir güvenlik kontrolünden geçtik. Sonrasında uzun bir bahçe yolunu takip ederek ana binanın giriş katına ulaştık. Buradaki görevli bizi sıraya soktu ve evrak teslimi için beklemeye başladık.
Adli Sicil Krizi:
Sıra bize geldi, görevliye evrakları tek tek, dosya dosya uzatıyorum. Her şey mükemmel ilerliyor derken o an başımdan aşağı kaynar sular döküldü… Türkiye’den aldığım adli sicil belgesini bulamıyordum! O kadar evrakın arasında en temel belge yoktu. Neyse ki evrakları teslim alan görevli inanılmaz anlayışlıydı. Bana üzerinde elçiliğe tekrar giriş yapabilmemi sağlayan bir kartvizit/izin kağıdı verdi. “Git, hemen hallet gel” dedi. Fırlayarak dışarı çıktım, konsolosluğun hemen yanındaki ufak kırtasiyeye girdim, e-Devlet üzerinden belgeyi çıkarıp saniyeler içinde tekrar elçiliğe döndüm. Aynı güvenlik kontrollerinden tekrar geçip içeri girdim ve hiç sıra beklemeden belgemi teslim ettim.
Bu krizi atlattıktan sonra diğer vezneye geçip vize ücreti olan kişi başı 330 USD’yi kredi kartıyla ödedik ve Amerikalı memurun bizi çağıracağı asıl bekleme alanına geçtik.
Gişe Görüşmesi:
Numaramız yandı ve eşimle gişeye adımladık. Sağ elimizi kaldırıp yemin ettikten sonra mülakat başladı. Ben görüşmeyi İngilizce yapmayı tercih ettim.
-
Memur: Günaydın. Özbekistan’da yaşıyormuşsunuz, işinizden biraz bahseder misiniz?
-
*** toptancılığı ile e-ticaret yaptığımı anlattım.
-
Memur: Peki Amerika’ya gittiğinizde ne iş yapmayı planlıyorsunuz? Hangi eyalete gideceksiniz?(Buna da net bir şekilde planlarımızı anlattım)
-
Memur: (Eşime dönerek) Hanımefendi, evliliğiniz tam olarak ne zaman gerçekleşti? (Eşim tarihi net bir şekilde söyledi)Daha sonra memur, Türkiye ve Özbekistan’da gösterdiğimiz maddi birikimler üzerine birkaç teyit sorusu sordu. Son olarak o yurt dışından aldığımız apostilli adli sicil belgelerini kelimesi kelimesine çok detaylı okudu, hatta anlamadığı yerleri bize sordu.
Her şey harika geçti, hiçbir eksiğimiz yok diye düşünürken… Memur elini çekmeceye attı ve o meşhur sarı renkli 221(g) kağıdını uzattı. Dosyamızın İdari İşleme (Administrative Processing) alındığını, statümüzün ‘Refused’ olarak görüneceğini ve genel merkezden yeni bir gelişme olana kadar beklemek zorunda olduğumuzu söyledi. Bütün hevesimiz kursağımızda oradan ayrıldık.
3. Aylarca Süren Karanlık AP Süreci ve Mahkeme Mücadelesi
Şubat’tan sonra tam anlamıyla psikolojik bir savaş başladı. Aylar geçiyor, CEAC’ta yaprak kımıldamıyor ve bir yandan da ilk sağlık raporumuzun 6 aylık geçerlilik süresi eriyordu.
Bilirsiniz, 30 Eylül fiscal year (mali yıl) sonudur. O tarihe kadar vize basılmazsa hak komple yanar. Biz de oturup mucize beklemek yerine harekete geçtik ve DV-2026 idari engellerine karşı açılan Saito v. Department of State (DOS) davasına davacı (plaintiff) olarak katıldık.
Davayı kazandığımızda avukatımız “Bizim işimiz bitti, artık süreç sizinle konsolosluk arasında” diyerek aradan çekildi. İşte o gün e-mail bombardımanına başladık. Ankara elçiliğine her gün ama her gün tek tek mail gönderdik. Davacı olduğumuzu, zamanımızın daraldığını anlattık durduk. Nihayet pes ettiler ve 14 Eylül’de bize bir mail atarak “16, 17 veya 18 Eylül tarihlerinden birini seçin, ek mülakata gelin” dediler.
4. Sağlık Muayenesi Kumarı (12 Eylül 2026)
Bu arada çok önemli bir detay: Biz ek mülakat mailini 14 Eylül’de aldık ama 12 Eylül’de kendi inisiyatifimizle kalkıp Unganlar’a gitmiş ve süresi biten sağlık raporumuzu yenilemiştik bile (Geçerlilik 12 Mart 2027). Tamamen sürece her an hazır olmak adına yaptığımız bu hamle sayesinde sonuçlar sisteme düşmüştü ve bence o ikinci mülakat mailini atmalarını sağlayan asıl şey de sağlık raporunu yenilemiş olmamızdı.
5. Final Mülakatı: Masaya Yumruğu Vurma Anı (18 Eylül 2026)
18 Eylül sabahı tekrar elçilikteydik. İçeride bizim gibi davacı (plaintiff) olan 9-10 kişi daha vardı. Bu seferki mülakat tamamen “Public Charge” yani “Bu insanlar gidip Amerika devletinin sırtına yük olur mu?” şüphesini kırma üzerineydi. Fakat bu kez hazırlığım standart değildi, resmen şov yapmak için gitmiştim ve inisiyatifi tamamen ben aldım.
-
Memur: Tekrar merhaba. Dosyanız uzun süredir AP’deydi ve Saito davasında davacısınız görüyorum. Güncel finansal evraklarınızı alabilir miyim?
-
Ben: Tabii ki, 12 Eylül tarihli yeni Unganlar raporumuz ve Amerika’da fazlasıyla yetecek güncel banka dökümlerimiz burada.
-
Memur: (Ekrandan kontrol edip) Tamam, hesaplarımız hakkında $ karsılıgı gelen tutarları sordu. Hesap ekstreleri hatta kredi kartı hareketlerını kontrol ettıkten sonra gayet yeterli, sağlık raporunuz da sisteme başarıyla işlenmiş.
Memur cümlesini bitirir bitirmez ben evrak yağmuruna başladım:
-
“Devlete asla yük olmayacağız” mesajını vermek için WorldTrips üzerinden ikimiz adına 2.096$ prim ödeyerek yaptırdığım 100.000$ – 1.000.000$ teminatlı sağlık sigortası poliçesini önüne koydum. Adam bunu görünce gerçekten aşırı şaşırdı.
-
Anında peşine, iki farklı firmadan Amerika’dayken de sabit maaşlarımın yatmaya devam edeceğini kanıtlayan resmi yazıları uzattım.
-
Durmadım, süreçte bize sponsor olacak ve destek çıkacak kişi/firmaların resmi evraklarını ekledim.
-
Ardından Amerika’ya adım attığımız ilk günden itibaren ilk 2 ay boyunca gün gün ne yapacağımızı anlatan, profesyonelce hazırlanmış detaylı grafik planımızı verdim.
-
Son olarak maddi güvencemizi destekleyen özel bir kaç ek belge daha sundum.
Memur resmen kilitlendi. Süreci tamamen ben yönlendirdim ve bana tek bir ekstra soru bile sormadı. Hazırlığımızın tamamen eksiksiz ve tatmin edici olduğunu söyleyerek pasaportlarımızı alıkoydu!
Ancak bir pürüz vardı: Vizelerin fiziksel olarak basılabilmesi için Washington D.C.’den “allocation” (vize numarası tahsisi) onayı gelmesi gerekiyordu. Bu onay gelene kadar prosedür gereği sistemde bir süre daha 221(g) / Refused görüneceğimizi söyledi.
6. Ve Mutlu Son: ISSUED!
Pasaportları bırakıp eve döndükten sonra sürekli CEAC sayfasını yenilemeye başladık:
-
18 Eylül: Refused
-
23 Eylül: Ready
-
24 Eylül: Administrative Processing
-
25 Eylül 2026: Ve nihayet ISSUED! Washington vize tahsisini yaptı ve derin bir oh çektik.
Süreci Devam Edenlere Tavsiyelerim:
-
Case numaranız düşük diye rahatlamayın. Taşkent-Ankara arası dosya taşıma çabası ve genel politikalar bizim sürecimizi Eylül sonuna kadar sarkıttı. Stratejinizi baştan iyi belirleyin.
-
Kriz anında paniklemeyin. Elçilikte belge mi unuttunuz? Güvenlikle konuşup, dışarıdan e-Devlet halledip girebiliyorsunuz. Yeter ki sakin kalın.
-
Avukatı ya da konsolosluğu beklemeyin. Biz rapor süresi bitince mail gelmesini beklemeden Unganlar’ı yeniledik. Davayı kazanınca her gün mail attık. Hakkınızı siz aramazsanız dosyanız rafta tozlanır.
-
Memurun soru sormasını beklemeyin, olayı siz yönetin. Ek mülakatta “Public Charge” için sağlık sigortası, gün gün planlanmış grafikler ve maaş mektuplarıyla masaya oturunca adamın sizi reddetme ihtimalini elinden alıyorsunuz.
Çok uzun ve çok stresli bir serüvendi ama sonunda başardık. Darısı bekleyen, AP’de sabahlayan tüm arkadaşların başına! Sorularınız olursa buralardayım, seve seve cevaplarım.